Prof. Dr. Sezer Ş. Komsuoğlu - Kocaeli Üniversitesi Eski Rektörü
Oluşturulma Tarihi: Mart 03, 2025 10:01
Dünyanın dört bir yanından akademisyenler, politika yapıcılar, sivil toplum örgütleri ve uygulayıcılar günümüzde kadınların karşı karşıya kaldığı sorunlar ve kadın hakları ile ilgili çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmalar birçok başlıkta ilerliyor: hak ihlalleri, karar mekanizmalarında kadının yeri, kadın liderliği, kadınların güçlenmesi ve toplumsal değişim, annelik ve iş-yaşam dengesi, insan ticareti ve fuhuş, siyasal temsil, kadınlar için güvenli yaşam, kadına yönelik ekonomi politikaları ve şiddet gibi...
Bu alanda yoğun çalışmalar yürütülüyor, büyük konferanslar düzenleniyor, raporlar hazırlanıyor ve istatistiki veriler sunuluyor. Neredeyse her rapor, her proje veya politika önerisi, kadınlar ile ilgili alanlarda durum tespiti yapmakta ve öneri sunuyor. Bugün hızla ilerleyen ve dünyanın belirli bölgelerinde sonuçları alınmış bu süreçler, arkasında uzun bir tarihsel akışı barındırıyor. Dünya kadınları, sosyal hayatta, evlilikte, iş hayatında, seçme ve seçilme konusunda ve de akademik hayatta, fırsat eşitliği için uzun yıllar hak mücadelesi yürüttüler. Birleşmiş Milletler genel kurulunun 10 Aralık 1948’de kabul ettiği Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ile bireylere haklarının tanınması ve bu hakların güvence altına alınması gerektiği hususunda mutabakata vardı. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyesi olarak bu bildirgeyi onaylayan ilk ülkeler arasında yer alıyor.
ANA HEDEF SEÇME VE SEÇİLME HAKKI
Dünya Kadınlar Birliği’nin temelleri, bu konuda ilk Fransa’da 1791’de yayınlanan “Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”den neredeyse 110 yıl sonra 1902’de Amerika Birleşik Devletleri’nde Washington’da atıldı (IAW, International Alliance of Women). Takip eden yıllarda birçok Avrupa başkentinde, kadınlar kongreler ve toplantılar düzenlediler. Dünyadaki bu çaba geniş coğrafyaları etkilemiş, ülkeler kendi iç mücadelelerini de vererek kadın hakları konusunda önemli adımlar atmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayan ve Nezihe Muhiddin ve arkadaşları gibi tarih sahnesinde verdikleri mücadele ile gururla yer alan kadınların öncülüğünde ilerleyen ülkemizdeki kadın hareketleri de hem yerelde hem de dünya ile olan ilişkilerinde önemli bir çerçeve oluşturmayı başardı. 6 Haziran 1920’de Cenevre’de düzenlenen IAW (Uluslararası Kadınlar Birliği) toplantısına 36 ülke katıldı. Toplantıda Türkiye’yi Eczacı Azize Kıbrıslı’nın temsil ettiği dönem dökümanlarında yer alıyor. Bu kongrenin ana hedeflerinden biri de seçme ve seçilme hakkını elde etmektir.
TÜRKİYE’DE KADINA SEÇME VE SEÇİLME HAKKI
Çok ilginçtir ki o yıllarda Afganistan’da Emanullah Han 1919’da Afgan kadınları için reformlar düzenlemiş ve kadınlara birçok hak tanımıştı. Bu haklar nedeni iledir ki 1970’li yıllarda Afganistan’da yüksek oranlarda kadın öğretmenler, kadın hukukçular, kadın hekimler çalışıyordu. Türkiye Uluslararası Kadınlar Birliğine 1926’da, Paris’te yapılan toplantıda katıldı. Türkiye’de kadınlar 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerine, 26 Ekim 1932’de köy muhtar ve heyetleri seçimlerine katılma hakkını, 5 Aralık 1934’te de Milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etti. Aydın ilinin Çine köyünde 500 oyla Gül Esin Türkiye’nin ilk muhtarı oldu. 1935’te TBMM 5’inci dönem seçimlerinde 17 kadın Milletvekili TBMM’ne girdi. İl belediye seçimlerine katılma hakkının 1930’da elde edilmesinden ancak 20 yıl sonra ilk kez 1950’de Müfide İlhan, Mersin iline belediye başkanı seçildi.
KADINA ŞİDDET ULUSLARARASI BİR MESELEDİR
Dünya Kadın Konferansları 1975’te Meksika’da 1980’de Kopenhag’da 1985’te Nairobi’de ve 1995’te Pekin’de toplandı. Pekin Deklarasyonu bu uluslararası büyük kongreler içinde en etkin olanıdır. Kadınların yaşadığı sorunların ve mücadelelerinin doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm dünyanın sorunları arasında olması uluslararası alanda yapılan çalışmaların değerini arttırır. Kadınların dünya genelinde yaşama sunduğu katkının eğitim ve diğer haklarla güçlenmesi ve şiddetin engellenmesi ulusal bir mesele olmanın ötesinde uluslararası bir meseledir. Sorunların ağırlığı ülkelere göre değişse de kadının süreçlerde yaşadığı mağduriyetten muaf bir ülke yoktur.
PEKİN DEKLARASYONU NEDİR?
Bundan 30 yıl önce 1995 yılında Pekin’de (Beijing), kadınlar ve kız çocukları için eşit haklara ulaşmak amacı ile vizyoner bir yol haritası oluşturmak üzere, 189 ülkeden 30 bin aktivistin katıldığı büyük bir kongre düzenlendi. Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı olarak bilinen bu yol haritası küresel dünyada Kadın Hakları konusunda en geniş anlamda kabul gören, onaylanan ve en ilerici plan olarak biliniyor ve kabul ediliyor. Bu kongrede; “Kadın ve Yoksulluk, Kadınların Sağlığı, Kadınların Eğitimi, Kız Çocukları, Karar Mekanizmalarında Kadınlar” gibi 12 başlıkta kritik eylem alanlarının hatları çizilmiş, çalışılmış ve deklarasyon olarak yayınlandı. İstatistiki veriler alınan ve uygulanan kararların etkinliğini gösteriyor. 1995’te yüzde 36 olarak verilen kadın yoksulluğu verileri 2020’li yıllarda yüzde 10’un altına kadar düştü (UNESCO verileri). Pekin Deklarasyonu ve Eylem planı kadın hakları ve kadın çalışmaları konusunda tüm dünyada önderliğini sürdürülüyor.
İstatistikler, bu deklarasyonla birlikte kadınların kamusal alanda varlığının artmasında, ülkelerinde siyasete katılan kadınların çoğalmasında, kadınların aşırı yoksulluk çekmesinin engellenmesinde, kız çocuklarının eğitiminin çok yüksek oranda artması gibi alanlarda büyük başarılar elde edildiğini ortaya koyuyor.
KONFERANSIN 30’UNCU YIL DÖNÜMÜ
Bu gerekçe iledir ki bu yıl 10 Mart 2025 tarihinde küresel toplum, 4’üncü Dünya Kadın Konferansı’nın, yani Pekin konferansının 30’uncu yıldönümünü ve Pekin Deklarasyonunun kabulünü, New York’ta Birleşmiş Milletlerin Genel Merkezinde bir anma töreni ile kutlayacak. Bu tören ile birlikte, Pekin Deklarasyonunun ve Eylem Platformunun uygulanmasının, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının ve de kadınların güçlendirilmesini etkileyen mevcut zorlukların günümüz şartlarında yeniden gözden geçirilmesi sağlanmış olacak. Toplantı, Birleşmiş Milletler “Kadınının Statüsü Bürosu” tarafından düzenleniyor. Asya ve Pasifik Grup Başkanı (Suudi Arabistan), Latin Amerika ve Karayip Devletleri Grup Başkan Yardımcısı (Kosta Rika), Batı Avrupa ve Diğer Devletler Grup Başkan Yardımcısı (Hollanda), Afrika Devletler Grubu Başkan Yardımcısı (Cabo Verde), Doğu Avrupa Devletleri Grup Başkan Yardımcısı (Ukrayna) Komisyonun 2025 Mart’taki bu toplantının 69’uncu oturumunu gerçekleştirmek üzere çalışmalar yürütüyorlar.
ÇIĞIR AÇAN SÖZLEŞMELER
CEDAW (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) ise BM Genel Kurulu tarafından 1979’da kabul edilmiş, 1981’de yürürlüğe girmiş ve 1985 yılında Türkiye tarafından imzalandı. Sözleşme, 19 Ocak 1986 tarihinde Türkiye’de hem uluslararası hukuk, hem de iç hukuk bakımından yürürlüğe girdi. Genel bir bakışla, bugün dünyada kadınlar için uluslararası bir haklar bildirgesi olarak tanımlanıyor. CEDAW’ın ana prensipleri özet olarak:
● Kadın-erkek eşitliği ilkesini hukuk sistemlerine dâhil etmek, kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklayan uygun yasaları kabul edilmesi,
● Kişiler, kuruluşlar veya işletmeler tarafından kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasının sağlanması,
● Kadınların siyasi ve kamusal hayata eşit erişimini sağlamak, özellikle eğitimde, sağlıkta, istihdamda bu konunun ciddiye alınarak uygulanması.
1 Ocak 2008 tarihinden itibaren Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne hizmet verme sorumluluğu Cenevre’deki İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne devredildi. Sözleşme, yürürlüğe girdikten 40 yıl sonra, sözleşmeyi kabul eden taraf devlet sayısı 189’a çıktı. Aralarında İran, Vatikan, Somali, Sudan gibi ülkelerin bulunduğu altı ülke sözleşme ile ilgili bir adım atmadılar. CEDAW ve Pekin Deklarasyonu, kadının toplumda hak ettiği yer bulması konusunda çığır açan sözleşmelerdir.
TÜRKİYE’DE ULUSLARARASI KADIN ÇALIŞMALARI…
Osmanlı İmparatorluğu, batıda gerçekleşen birçok yeniliğin etkisi ile, Tanzimat Dönemi’nden başlamak üzere bir modernleşme sürecine girdi. 1908-1918 yılları arası İmparatorlukta kadın aktivitelerinin en yoğun olduğu dönemdir. Tanzimat’la birlikte, kadınların eğitimi; hukuk yasaları ile verilen yeni haklar, siyasi alanda ve hayırseverlik çalışmalarında varlık göstermeleri gibi başlıklarda, kadının toplumsal hayata katılımı ve toplumun yeniden inşasında büyük rol oynadı. 1869’lu yıllardan itibaren, kadınlar dernekler kurarak, dergiler çıkararak hak aramaya başladılar. Cumhuriyet’le birlikte başlayan reformlarda kadınlar aktif olarak rol aldı. Her hak talebi, değişimi ve yükümlülükleri beraberinde getirir.
Erken Cumhuriyet döneminde, Milli Mücadele’de kadınların ortaya koyduğu topyekûn destek, siyasi ve edebi alanlarda yaptıkları çalışmalar, savaşların birbirlerini izlediği yıllardaki yardım faaliyetleri, vatanperverlikleri, çeşitli örgütlenmeleri hak arayışlarına öncülük etti. Cumhuriyet’in kuruluş yılları, Türk kadının hak arama mücadelesine ve yaşama dair emeklerine kıymet verdi. Cumhuriyet’in ilk kadın cemiyeti olan Türk Kadınlar Birliği 7 Şubat 1924’te Nezihe Muhittin başkanlığında kuruldu ve dünyadaki kadın hakları dernekleri ile işbirliği içine girdi. 18-26 Nisan 1935’te 12’nci Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresi İstanbul’da toplandı. Bu kongre Cumhuriyet’in henüz kuruluş yıllarında ülkemizdeki ilk uluslararası kadın kongresidir. Bugün hala gurur kaynağımızdır. Kongreye 40’a yakın ülke ve 200’e yakın delege katılmıştır. Kongre ilk kez Müslüman bir ülkede toplanmıştır, daha önce kongrelerde bulunmayan Hindistan, Suriye, Irak delegeleri kongreye katılım sağlamışlardır. Toplantılar Yıldız Sarayı ve Pera Palas’ta sürdürülmüştür. Kongrenin ana teması; Kadın Sorunları, Barış, Silahsızlanma, Kadının Oy Hakkı ve Medeni Eşitlik olmuştur.
TÜRK KADINININ HAKLARI FRANSIZ DERGİLERİNDE YAZDI
Bu Kongrenin yapıldığı 1935 yılında, Fransa’da henüz kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmemişti. Fransa’da kadınlar bu hakkı 1944’te elde ettiler, ancak İstanbul’da yapılan bu uluslararası kongrenin tüm sunumları kongreden hemen 1 ay sonra Fransa’da bir dergide basıldı. Türk kadını, kazandığı haklarla Fransız dergilerinde yer alıyordu…
Cumhuriyet’in bu kazanımları ile ne kadar gurur duysak azdır, diye düşünüyorum… O günün bu değerleri doğru devlet politikaları ve tarihsel birikimle güçlenerek bugün, ülkemizde akademide doktora yapan kızların oranının yüzde 46’larda, üniversitelerimizdeki tüm öğretim üyelerinin yüzde 57’sinin kadınlardan oluşmasının yolunu açmıştır. Bugün bu oranlar, Avrupa Birliği ortalamasının üzerinde.
Dünya’da ve ülkemizde, üniversitelerde kadın hakları konusunda yoğun akademik ve sosyal çalışmalar üreten merkezler var. Bu konuda birçok yüksek lisans ve doktora programları açıldı. Ülkemizde büyük ve köklü üniversiteler dışında, Anadolu’da 2006’dan sonra kurulan genç üniversitelerdeki akademisyenlerin, kadın hakları konusundaki başarılı çalışmalarını hayranlıkla izliyoruz. Çünkü Kadın Hakları toplumsal kalkınma sürecinin temel taşlarından biridir. Üniversitelerimizdeki bu merkezler, tarihsel süreçte kazanılan hakların yükümlülüklerini akademi bünyesinde güçlü bir şekilde yerine getiriyorlar. Bu makale, kadın hareketinin uluslararası mecralara katılım çalışmalarını, Birleşmiş Milletler, UNESCO, Dünya Kadınlar Birliği’nin, kadın haklarının güçlendirilmesi için ortaya koydukları çalışmaları, kadınların siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik hayata katılımlarını sınırlayan ayrımcı politikalara karşı mücadeleleri konusunu değerlendiriyor. BM’de küresel cinsiyet eşitliği politikalarının, kadın haklarının çalışıldığı ana yapı Kadının Statüsü Komisyonu’dur. Bu komisyon New York’ta toplanır ve kadın konusundaki güncel, öncelikli temalar konusunda görüşürler, Türkiye, bu toplantılara aktif olarak katılır. Politika metinleri “uzlaşılmış sonuçlara” göre yayınlanır.
10 KADINDAN 1 AŞIRI YOKSULLUK İÇİNDE
BM Kadın Birimi (UN Women), Birleşmiş Milletler bünyesinde kadınların insan haklarını savunan, her kadının ve kız çocuğunun potansiyelini tam olarak kullanmasını sağlayan programlar, politikalar ve standartlar sunan BM kuruluşu. 2011 yılında kurulan T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütün bu çalışmaları başarı ile yürütüyor. Daha önce bu çalışmalar, 1989’dan bu yana Başbakanlık bünyesinde yürütülüyordu.
Ne yazıktır ki, dünyada bugün halen her 10 kadından biri aşırı yoksulluk içinde ve ne yazık ki milyonlarca kadın çatışmalardan etkilenen bölgelerde yaşıyor. Pekin Deklarasyonu’nu tam uygulamak için hâlâ kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Kadim medeniyetimizin, güçlü kadınlarla yücelen binlerce yıllık tarihimizin ve kadına kıymet veren aile yapımızın desteği ile Türkiye dünyada kadın hakları konusunda öncü bir ülke olarak lider pozisyonunu güçlendirmelidir. Uluslararası örgütlerin uzlaşma ile aldıkları ve dünya kadınları için önem taşıyan mekanizmalara verilecek destek kendi birikimimizi dünya ile paylaşmak için de önemlidir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzun bir yol yürümüş kadın hakları mücadelemiz, bugün geldiği kapsayıcı noktada birçok gelişmekte olan ülkeye örnek olabilir. Gerek kadın hakları alanında mücadele veren sivil toplumun, gerekse devletimizin çalışmaları kadının toplumsal hayattan dışlandığı ülkelerin değişim süreçlerine katkı sunacak nitelikte. Eğitim süreçlerinde son yıllarda alınan yol, kız çocuklarının geleceğin lider kadınları olarak tarih sahnesinde oynayacakları güçlü duruşun altyapısını oluşturmaktadır. Bugün kadınlarını toplumsal hayatın, eğitimin ve üretimin dışında tutan hiçbir ülkenin bilim, teknoloji ve sanayi alanında etkin olabilme imkanı yoktur.
Not: Bu makalede Birleşmiş Milletler, UN Women, UNESCO,YÖK ve Atatürk Ansiklopedisi verilerinden yararlanılmıştır.
PROF. DR. SEZER ŞENER KOMSUOĞLU KİMDİR?
Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu, 1949 yılında Trabzon’da doğdu. Tıp Hekimi ve Nöroloji uzmanı. Eğitimini Atatürk, Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri’nde tamamladı. İngiltere’de Birmingham Üniversitesi ve Aston Üniversitesi’nde Nörofizyoloji konusunda 3 yıl çalıştı. Türkiye’de Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nin kuruluşlarında yer aldı. Nörolojik Bilimler alanında ulusal ve uluslararası düzeyde 250’nin üzerinde bilimsel yayını var. 2006-2014 yılları arasında 8 yıl Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. Dr. Komsuoğlu, 2015-2022 yılları arasında Yükseköğretim Kurulu Başkan danışmanlığı görevinde bulundu. Bu dönemde yükseköğretimde, Akademide Kadın Çalışmaları Birimini kurdu. Bugün sayıları 117’yi bulan kadın çalışma merkezlerinde akademik ve hizmet odaklı çalışmalar yürüttü. Dr. Komsuoğlu, Avrupa Üniversiteler Birliği’nin (EUA) araştırma ve inovasyon komitesinin seçilmiş 19 üyesinden biri. Oxford Üniversitesi’nce 2015’te yayınlanan Woman Scientist kitabında Türkiye’den seçilen 3 bilim kadınından biri olarak yer alıyor.. 2021’de Türk Nöroloji Derneği’nin, Bilim ve Hizmet ödülü kendisine tevdi edildi. Dr. Komsuoğlu, Prof. Dr. Baki Komsuoğlu’nun eşi, Prof. Dr. Ayşegül K. Çıtıpıtıoğlu ve Prof. Dr. Feride İpek K. Çelikyurt’un annesi.